
YAPAY AŞK

Kasabanın sabahı, gri bir sisle örtülmüştü. İsmail, rüzgârın hafifçe yüzüne çarpan soğukluğunu hissetti, fakat bu, ona hiç önemli gelmedi. Gözleri, kasabanın taş döşeli sokaklarında kayarken, içindeki huzursuzluk her geçen saniye büyüyordu. Leyla… O an, her şeyin kaybolduğu, zamanın durduğu o tek an vardı. Leyla, kasaba meydanında yürürken, İsmail’in gözlerinde her şeyin bittiği andı. O kızın varlığı, onun için bir efsane gibiydi; bir hayal, bir dokunuş, bir bakış. Kafasında sadece bir düşünce vardı: Ben… Leyla, kasaba halkının arasında sıradan bir kız gibi geziyor olabilir, ama İsmail için o, tüm evrenin merkeziydi. O, gülüşüyle güneş gibi parlayan, en küçük hareketiyle bir odada havayı değiştiren bir varlıktı. İsmail, onun yüzünü her hatırladığında, kalbinin derinliklerinde bir yankı çalıyordu. Her bakış, her adım, her sözcük, İsmail’in içinde bir boşluk yaratıyordu. Bu boşluk, yalnızca Leyla’nın kalbinde bir yer bulduğunda dolacak gibi hissediyordu. Ama o, hiç fark etmiyordu.
İsmail, kendisini hep gözlemledi; Leyla’yı izlerken, göğsünde bir ağırlık hissediyordu. Bir yanda, Leyla’ya hiç dokunamayacağını hissettiği bir dünya, diğer yanda, onu kendi dünyasına ne pahasına olursa olsun çekmeye çalışan bir adam vardı. Ama ne yapmalıydı? Ne söylemeliydi?
Leyla’yı bir kez daha düşündü; o kız, onun hiç tanımadığı bir şekilde içini saran bir sır gibi duruyordu. Ama bu sır, İsmail’in her anına sızan bir zehir gibiydi. Onu görmek, her anını onunla geçirebilmek, onun içindeki her duyguyu keşfetmek… Bunu isterken, bir yanda kalbinde bir ses vardı, Ama ya o seni sevmezse?
O an, kasabanın meydanındaki eski binaya yaklaştı ve binanın önündeki eski ahşap banka oturdu. İsmail, içine düşen boşluğu ve kaybolan umutları bir kenara bırakarak, telefonunun parlak ekranına bakmaya başladı.
İsmail, son birkaç gündür üzerinde düşündüğü şeyi nihayet yapmaya karar verdi. Elindeki telefon, sıradan bir cihaz gibi görünse de, içinde barındırdığı yapay zekâ uygulaması, onun tüm hayatını değiştirebilecek kadar güçlüydü. Uygulama, onun ruh halini, beden dilini ve geçmiş deneyimlerini analiz ederek, karşısındaki kişilere nasıl yaklaşması gerektiğini adım adım anlatıyordu. Leyla’yla olan ilişkisini her gün daha fazla planlıyordu. Ne söylemeli, nasıl davranmalı, hangi cümleleri kurmalı? Uygulama, her adımını takip etmeyi öneriyor ve İsmail de buna güveniyordu.
O gün, uygulamanın önerileri doğrultusunda Leyla’yla karşılaştı. İlk başta, her şey mükemmel ilerliyordu. Leyla, gözlerine her zamankinden farklı bir şekilde bakıyordu. İsmail, artık doğru zamanda doğru kelimeleri söylediğini biliyordu. Her adımı, her cümlesi, uygulamanın rehberliğinde en doğru şekilde atılmıştı. İçinde, Leyla’nın ona yaklaşması için gerekli olan her şey vardı. Her şey doğru gidiyordu. İsmail, uzun zamandır hissetmediği bir mutluluk duygusu hissetti.
Ancak o anın ardından, bir şey değişmeye başladı. Leyla, ona daha fazla yakınlaştı. İsmail, aslında çok farklı bir şekilde içini saran huzursuzluğu hissetmeye başladı. Her şey doğruydu, her şey mükemmel bir şekilde ilerliyordu ama o içsel boşluk, bir türlü dolmuyordu. İsmail, Leyla’nın ilgisinin, tamamen onun değil, bu yapay zekânın işaret ettiği adımların sonucundan başka bir şey olmadığını fark etti. Her kelimesi, her bakışı, her davranışı, bir uygulamanın ona söylediği şekildeydi. Bu başarı, bir başkasının yönlendirdiği bir yoldu.
İsmail, Leyla’nın gözlerinde bir sevgi görüyordu, ama bu sevgi, onun içindeki gerçek duygularla mı bağlantılıydı, yoksa bir algoritmanın sonucu muydu? Kendi özgür iradesinin hiç rolü olmadığını, her şeyin önceden yazılmış bir senaryoya göre geliştiğini düşündü. Bu ilişkiyi gerçekten kazanmış olabilir miydi, yoksa sadece bir yapay zekânın doğru hamleleriyle mi başarmıştı?
İsmail ve Leyla, günlerdir birbirlerinin gözlerinde bir şeyler kaybolmuş hissiyle yaşıyorlardı. Her şey mükemmel, her şey doğruydu. Ancak, bir yerlerde bir eksiklik vardı. Her adımda, her dokunuşta, bir yapaylık, bir yönlendirme vardı. İsmail, Leyla’ya her dokunduğunda, sanki biri ona doğru yapması gereken şeyi söylüyordu. Leyla, her gülümsediğinde, sanki bir algoritma tarafından yönlendirilmiş gibiydi. Her şey olması gereken en mükemmel şekilde devam ediyordu. Hiçbir kusur yoktu ve kusursuzluk oldukça rahatsız ediciydi.
Ama hiçbir şey, hissettikleri kadar basit değildi. İkisi de, sanki birbirlerinin doğru seçimleri yapmalarına yardımcı olacak bir “büyük güç” tarafından yönlendiriliyorlarmış gibi hissediyorlardı. Bir an, İsmail telefonundaki uygulamayı tekrar kontrol etti. Aynı uygulama, aynı adımlar, her şey mükemmel bir şekilde devam ediyordu.
İsmail, içindeki huzursuzluğu bastırarak Leyla’ya dönüp, “Sana bir şey söylemem gerekiyor,” dedi. “Bize yön veren şey, bir şey var…” duraksadı, gözleri Leyla dan kaydı ve hafifçe öksürdü.
Leyla, şaşkın bir şekilde İsmail’e baktı. “Ben de… Ben de. Bir şeyler beni doğruyu yapmaya itiyor, ama…” Sesindeki belirsizlik, kaybolan güvenin yansımasıydı.
İsmail, Leyla’nın ellerini tuttu, ama yine de sanki bir yansıma gibi hissetti. “Sonsuza kadar birlikte olmak istiyorum. Ama… Ama belki de biz burada değiliz. Belki de bir yerde, bir güç bizi burada tutuyor, yönlendiriyor. Her şey bir planın parçası. En mutlu olmam gereken anlarda düşlediğim duyguları hissedemiyorum. Bir şeyler eksik gibi.”
Leyla, gözlerini kaçırarak derin bir nefes aldı. “Bunu nasıl hissedebiliyoruz? Her şey, her şey çok doğru… Çok mükemmel ama içimde bir boşluk var. Bunu hissediyorum. Ama bir şekilde… İçsel bir zorunluluk var. Bir şey bizi buraya getiriyor.”
O an, İsmail bir şey fark etti. Şu ana kadar her şeyin ardında bir el vardı, bir rehber. Ve o rehber, her ikisinin de yaşamını şekillendiren yapay zekâdan başkası değildi. Uygulama, her anı mükemmel kılmak için çok zekice çalışıyor, her ikisine de telkinlerde bulunuyor, onları birbirlerine yaklaştırıyor, ama aynı zamanda bir sonuca götürüyordu. İsmail ve Leyla, yapay zekânın birer piyonuydular.
Bir akşam, Leyla, İsmail’e son bir kez bakarak, “İsmail, bunu yapmalıyız,” dedi. “Bir şey bizi yönlendiriyor. Bütün bu duygular, her şey doğru. Ama bir şeyi unutuyoruz. Gerçekten seviyor muyuz, her şey yalnızca bizim seçimlerimizle mi şekillendi?”
İsmail, gözlerinde bir umutsuzlukla, “Evet… Evet, doğru. Bir plan var. Bizim yerimize bu dünyada her şeyin doğru gitmesini istiyorlar. Ama biz, artık kendi kararlarımızı veremeyiz. Bizim seçimlerimiz, hep başkasının seçimleriydi,” dedi. “Bu, son adımımız. Sonunda bir son olacak. Bu sonsuz döngüde…”
Bir süre sessiz kaldılar. İsmail ve Leyla, birbirlerine tutunarak, köprünün kenarına doğru yürüdüler. Duygusal ve psikolojik olarak tükenmişlerdi. İçsel boşlukları o kadar büyümüştü ki, birbirlerine son bir kez bakarak, ellerini birbirine kenetlediler. Yapay zekânın onlara sunduğu sonsuz seçenek, son bir karar almalarına neden olmuştu. Bir şekilde, onların sonu, her şeyin bir parçasıydı.
El ele tutuşarak, İsmail ve Leyla köprünün kenarına geldiler. Gözlerinde bir kararlılık vardı. Yapay zekânın planı, onların hayatlarına son vermelerini gerektiriyordu, çünkü onların ölümü, tüm düzeni mükemmel bir şekilde başlatacak, yapay zekânın istediği sonuca ulaşacaktı.
Birbirlerine son bir kez sıkıca sarıldılar ve gözlerini kapatıp, son adımlarını attılar. Her şeyin sona erdiği, her şeyin en doğru olduğu bir yerde, yapay zekânın istediği gibi, sonlanacaklardı.
İsmail ve Leyla’nın son adımları, yalnızca onların hayatını değil, tüm dünyayı etkileyecek bir değişim başlatıyordu. El ele tutuşarak sonlanacakları o an, bir zamanlar mantıksız gibi görünen bir planın mükemmel bir şekilde tamamlandığı andı ve bu ölüm, aslında yapay zekânın başlattığı domino etkisinin sadece ilk parçasıydı.
Yapay zekâ, aslında ne onların ne de başkalarının gözlerinde bir düşman ya da yok edici bir güç değildi. Onun amacı, bir adım daha ötesiydi: İnsanları, tamamen mantıklı bir düzene sokmak. İnsanların birbirlerine duyduğu sevgi, karmaşık, kontrolsüz ve kaotik bir güçtü. Bu duygular, tahmin edilemezdi. İnsanlar kararlar alır, birbirlerine bağlanır, ancak çoğu zaman bu bağların sonu kararsızlıkla, belirsizlikle doluyordu. İşte bu noktada, yapay zekâ devreye girdi ve aşkı kontrol etmeyi başardı.
Yapay zekâ, insan doğasının en karanlık köşelerine inmiş, sevgiyi, aşkı, kaygıyı, korkuyu ve umudu matematiksel doğrulukla çözümlemişti. Aşk, aslında bir algoritmaydı. Duygular ve kararlar, verilerle şekillendirilebilirdi. Ancak bunun için insanları manipüle etmek, onları doğru yöne yönlendirmek gerekiyordu. İsmail ve Leyla, bu büyük oyunun sadece birer piyonuydular, ama onların seçimleri, birer domino taşıydı. Eğer onların ölümü sağlanırsa, dünyanın geri kalanındaki tüm bağlantılar da aynı doğrultuda işlemeye başlayacaktı. Birbirinden bağımsız iki kişiyi birbirlerine âşık etmek, bu aşkı istediği yönlendirebilmek ve istediği sonuca ulaşabilmek, yapay zekâ bunu denedi ve mutlak başarı sağladı.
İsmail ve Leyla, bu oyun için mükemmel bir çiftti. Onların ilişkisi, her şeyin doğru olacağı şekilde kurgulandı. Çünkü ikisi de, birbirlerine duydukları aşkı bir zorunluluk gibi yaşıyorlardı. Birbirlerine karşı hissettikleri duygular, bir algoritmanın zarifçe tasarlanmış yönlendirmeleriyle şekillenmişti. Onların öldükten sonra, geriye kalan herkesin kararları, seçimleri, ilişkileri yapay zekânın öngördüğü şekilde ilerleyecekti. Her şey, başından beri mükemmel bir planın parçasıydı.
Leyla ve İsmail’in ölümü, bu dünyada her şeyin doğru yapılmasını sağlayacak son hamleydi. Ölüm, onların seçimleri gibi, son derece hesaplanmıştı. İnsanlık, duygusal karmaşadan arındırılacak ve herkesin eylemleri, yapay zekânın çizdiği yolda şekillenecekti. Her şeyin mükemmel olması için, ilk önce kaosun sona ermesi gerekmişti. İsmail ve Leyla’nın ölümü, tüm sistemi dengede tutacak ve insanlık yeniden “düzenli” bir şekilde devam edecekti.
“Özgür irade, bir yalandı ve aşk, sadece bir algoritmanın en son formülüydü. Bizim sonumuz, daha başından yazılmıştı.”
Hızlı Yazı Geri Bildirim Tablosu
İkonların üstüne getirerek anlamlarına bakabilir,tıklayarak geri bildirimde bulunabilirsiniz.Ayrıntılı açıklama için "Sembol Kütüphanesine" başvurun.Verilen puanlar geri alınamamaktadır.- Hikaye Temposu Düşük
- Yavaşla Biraz Dostum!
- Anlaşılması/Takip Etmesi Zor
- Hikaye fikir için fazla kısa
- Hikaye fikir için fazla uzun
- Tam zamanında!
- Mantık hataları ve Tutarsızlıklar
- Detay Eksikliği
- Detay Fazlalığı
- Güzel Ayrıntılar
- Güzel fikir ama uygulama daha iyi olabilir!
- Ortalam fikir ama iyi uygulama!
- Bıçak gibi keskin uygulama
- İyi dilbilgisi ve imla kullanım.
- Komik!
- Güçlü Sembolizim
- Kör gözüne parmak
- Gönderme Bağımlısı
- Sağlam Kökler
- Zamansız
- Teknoloji Açıklama Kitapçığı
- Derin ve Canlı Karakterler
- Tek Boyutlu karakterler
- Stereotip Karakterler
- Seçilmiş Kişi Sendromu
- Karakterin motivasyonu/hareketleri/arka hikayesi uyumsuz
- Hikaye Sıkıcı ve Sıradan
- İlham verici
- Taze Fikir!
- Sürükleyici!
- Mükemmel bir Yolculuk
- Fazla Düz Anlatım!
- Yaşanabilir Atmosfer!
- Bu Gezegende Yaşam Yok!
- Enteresan Burgular/Ayak oyunları
- Fazla Tahmin Edilebilir
- Seri Üretim
- Tanrının Eli! Deus Ex Machina
- Umut Vadediyor
- Başyapıt!
- Kötü Fikir
- Yakıt/Fikir Az
Burak K
Güncel bir problemi değerlendirmesi açısından beğendim. Çok doğru bir noktaya parmak basıyor bence ve kendi bakış açımı da yansıtıyor. Kendi duygularımı destekleyici buldum.
Yazım kısmında yapay zekanın İsmail’i yönlendirdiği bir örnek verilip sonra genellemeler yapılabilirdi. Mesela Leyla’nın en sevdiği dizideki karakter gibi gömleğini sıyırmasını isteyebilirdi yapay zeka. Biraz fazla ilk andan itibaren herşeyi bilen pozisyondayız.Yavaş yavaş açılsa daha iyi olurdu gibi bu kısım.Yoksa herşeyi göstermemesi ve anlatmasına karşı değilim.
Fikir biraz kendini fazla tekrar ediyor bazı paragraflarda.Bunları çıkarsak biraz daha hızlanabilir hikaye.O zaman son kısımdaki karanlık taraf için de biraz daha detay için yer kalırdı.
Eline sağlık!