Cin Hayır Der

Cin Hayır Der

Okuma süresi: 14 dakika

“Man yuzeij aljinya?”(“Cini Kim rahatsız ediyor”-Arapça)

Mağranın içinde yankılanan bu amorfik ses etraftaki eğitimli ve tam tehcizatlı askerlerin bile irkilmesine yol açtı. Ellerindeki silahlara monte edilimiş fener hüzmeleri hedeflerinden az da olsa saptı.

İlk kargaşa ve emirlerin havada uçuşmasından birkaç saniye sonra portatif spotlar tekrar mağranın ortasındaki bir taş mezara odaklanmıştı.

Taş mezarın etrafında içinde parçacıklar toz gibi parlayan mavi bir gaz çıkışı oldu. Yere hafifçe yayılan mavi bulut yukarıya doğru yükseliyordu. Ana çıkışın debisi artarken yukarı kısımda bulut giderek kabaca bir insan formunu aldı ve yoğunlaştı. Artık karşılarından boş siyah gözleri, kılsız geniş bir çenesiyle amorfik bir insan kafası duruyordu. Birkaç saniye sonra alt kısım hala hareketli bir bulut ve akıştan oluşurken o şeyin üst bedeni artık seçilebilir çıplak bir vücut haline gelmişti. Yine de üst bedeni yer yer modern bir heykel gibi kristalize ve cam formundaydı. Arasıra gerçekleşen değişimler bir erkeğe mi, yoksa kadına mı baktıklarını konusunda insanın aklıyla oyunu oynuyordu. Mağranın içindeki kimsenin şüphe etmediği tek bir gerçek karşılarındakinin ne insanlar alemine, ne de bu aleme ait olduğuydu.

Fısıltılar içinde genç bir ses yakındaki birine “onla nasıl anlaşacağız?” dedi.

“Merak etmeyin konuştuğu dil eski bir arapça. Bu iyi haber.”

Sonrasında yaşlı sayılabilecek ama askeri kıyafetlerle alakası olmayan şekilde giyinmiş bir adam öne çıktı. Destek aldığı güzel ahşap bastonu ve panama stili beyaz şapkasını tek elinde tutuyordu. Beyaz pantolonu ve ceketinin içinde terliyordu. Konuşmakta zorlansa da buna rağmen çok temiz bir arapça telafuz ile şunları söyledi;

“qad yasmaeuna aljanyu , wayamnahuna raghabatuna”(“Güçlü Cin ,dileklerimizi yerine getir.”) dedi.

Bir iki dakkia geçince bu olay karşısında konuşuyor olması bile mucize olan genç adam cevaplarının başkasının yüzünde aradı.

“Bizi anlamıyor galiba baba?”

Konuştuğu kişi iki askerin eşlik ettiği yaşlıca bir adamdı. Bu nemli ve karanlık mağraya uygun olmayan, lüks ve şıklıktan ödün vermeyen kıyafetler seçmişti. Karanlık sayılabilecek bir mağrada siyah bir takım giymeye aldırış etmiyordu. Tepeden tırnağa silahlı adamları onu iki adım geriden takip ediyordu.

“Saçmalık, buraya kadar gelip milyonlarca dolar harcayıp karşımdaki mahlukat bizi anlamıyor diye geri dönemem. Harun, profesörlüğünüz bir işe yarasın. Paranızı hak edin.”

Beyaz şapkasını elinde sıkıca tutan yaşlı adam karşılarıdan oluşmuş olan mahlukata tekrar döndü. Aralarında en az otuz metre olduğu için bağırmak zorundaydı.

“Hal tastatie fahmna? (“Bizi anlıyormusun?”)

“Buna gerek yok. Sizi gayet iyi anlıyorum. Türkçe’nin değişik bir şivesini konuşuyorsunuz. Hanginiz lambayı ovaladı?”dedi mahlukat. Sanki biraz daha büyümüştü.

Genç adam “Ben efendim. İsmim Çağrı, çok memnun oldum.” dedi. Sanki bir yaramazlık yapmışcasına mahcubiyet içerisinde babasının yanında vücudu eğik şekilde duruyordu. Büyükler konuşurken kenarda durmaya uzun zaman önce alışmıştı.

“Soyadını da söyle. Seceren önemli. Ovan sen olabilirsin ama kimin oğlu olduğunu bilsin.” diye buyurdu babası tok sesiyle.

“Ben Cağrı Karaosmanoğlu, bu da babam ailemizin reisi Şahin Karaosmanoğlu efendim. Memnun olduk.” diye babasını tanıttı.

Bir antik yağ lambasını ovalama kısmıyla birden ortaya çıkan toz ve duman bulutundan oluşan birşeyle konuşmak biraz garipti. Mavi üst beden ve hala akışkan olan altı birkaç saniye içerisinde karşılarıdan belirmişti. Çağrı’nın ilk aşamada geriye doğru can havliyle kaçmaktan çok mahukata bakma fırsatı olmamıştı.

Şimdi konuşurken ve tehlike arz etmediği bir bakıma anlaşılmışken o yöne baktı ve tekrar yaratığı gördü. Ovaladığı antik yağ lambası açtıkları mezarın içerisine düşmüş olmalıydı çünkü onu artık göremiyordu. Fakat dumanın çıkış noktasında olmalıydı. Çıkan mavi dumanlar ve tozlar hala mahlukatın üst bedenine doğru devamlı bir akış içerisindeydi.

Odadaki mavi mahlukatın doğaüstü durumuna atıfta bulunan ilk kişi Profesör Harun idi.

“Vay be masallardaki anlatım baya yakın çıktı. Açıkcası ben anlatılanları biraz abartı buluyordum. Eksiği var fazlası yok. Kitapları yazanları tebrik etmek lazım.”dedi.

“Peki nasıl bu kadar akıcı Türkçe konuşuyorsunuz?” diye araya girdi Çağrı.

“Eski bir dil çok değişmemiş efendi. Bir kaç kelimeyi ve yapıyı anladıktan sonra benim için dilinizi konuşmak sorun olmadı. Bakıyorum ışık manipulasyon noktasına kavminiz ulaşabilimiş.” bedenine giden lazer ışıkları gösteriyordu.

“Demek her şeye aklı yeten derken masallar bundan bahsediyordu. İnsanlık olarak sizin kadar hızlı öğrenemiyoruz. Sanırım senin uyuman ile kalkman arasında üçbin insan yılı zaman var.”

“Bu da bir etken. Öte yandan bu süre bizim için küçük anlamsız bir zaman aralığı.”dedi cin.

“Seni Al- Hazremat’ın gizli mabedinde bulmamız da zaman aldı doğrusu.”

“Evet, iyi adamdı. Ama hayatının son zamanlarına doğru aklı gitmeye başladı.Tüm dilek haklarını da kullanınca onun için yapacak bir şey kalmadı. Son yıllarında beni ve lambamı kendisiyle gömmüş olmalı.”

“Demek dilek hakları doğru” diye Şahin aniden konuşmaya dahil oldu. Atikliği ve can alıcı çıkarımlar yapabilmesiyle yıllar içerisinde kendisini endüstride üst noktaları taşımıştı. Şimdi avını kestiren bir yırtıcı gibi gözleri parlıyordu. İlk defa giyildiği belli olan botları ile ileri doğru bir kaç adım attı.

“Evet yaşlı adam ama sadece lambayı ovalayan şanslı kişiye. Görünüşe göre baya bir kişi sırada olacak. Ama tabi çoğu zaman sayı azalabiliyor.” dedi cin etrafına bakarak. Kendine doğrultulmuş yirmi adet namlu karanlıkta onlara bakıyordu.

Yaşlı adam cebinden bir düğmeli cihaz çıkardı ve düğmesine bastı. Aniden odadaki tüm adamlar acı içinde kıvranmaya ve kasklarını tutmaya başladılar. Yere yığıldıklarından yüksek tavanlı mağrada üç adet adam ve cin dışında kimse ayakta kalmamıştı. Cağrı korku içinde etrafına bakarken Şahin ve Harun hiç tepki göstermediler.

“Beklendiği gibi, demek biraz aç gözlüyüz.” dedi Cin.

“Şaşırmışa benzemiyorsun” dedi Harun.

“ Bu gözler benim evime dokunmak için uzanırken solan ne eller gördü. Kardeşin kardeşi boğazladığını, sevgilinin hayatın aşkını hançerlediğini, oğlunun babasını zehirlediği, askerin kralını katlettiğini gördü. İstek ve arzu ne yazık ki bu alemde ölüm ve ihanetle hep aynı yatakta. Bir zaman sonra bu durum olağan geliyor diyebiliriz. Sizin kendi tercihiniz. Aslında oğlunu ve sizi öldürmediğine şaşırdım yaşlı adam. Nitekim ilk lambamı ovalayan o değil.”

“Saçmalama. Oğlum ben ne istersem yapar. Kendimi bir riske atmamam için bana sipher oldu. Harun’u da tanırım. Hiçbirşey istemez, silahı da yoktur. Gidip o lambaya değecek cesareti yoktur. Gerekirse onun içinde toplam altı dilek hakkımızdan birini kullanırız. Ölümsüzlük falan.” Sözleri söylerken Harun da hiç istifini bozmadı.

“İyi bakalım. Herşeyi hesaplamışsınız o zaman. Dileyin benden ne dilerseniz. Genç adam söyle bakalım ne diliyorsun zenginlik mi? Güç mü? Bilgelik mi? Sağlık mı?”

“Peki ya dileklerimin yan etkileri olacak mı? Ya da bir kısıtlama var mı?” diye sordu korka korka. Çağrı hala yirmi metre uzakta duruyordu.

“Yani her değişimin bir sorumluluğu vardır elbette. Birkaç kısıtlama da var, masallardaki şu aşk olayı veya kaba tabirle özgür iradeye müdahale etmek yok. Büyük ölçüde ölüyü diriltmek veya zamanda yolculuk da yok. Ya da seni bir tanrı yapamam. Bu seviyede şeyleri gerçekleştiremiyoruz. Öte yandan bir kale inşa etmemi istersen boyutlarına bağlı olarak yapabilirim sanırım. Her seçimin yan etkileri olur ama benim özel olarak eklediğim veya yaptığım bir yan etki, zarar olmayacak merak etme.” dedi mavi yüz ona.

“Açıklama için teşekkür ederim ulu Cin. Tamam o zaman.” diyerek Çağrı cebinden bir elektronik tablet çıkardı ve babasıyla göz göze geldi. Babası cebinden çıkardığı silahı nolur nolmaz hazır tutuyordu. Namlusu şimdilik yere çevrilmişti. “Oku” diye oğluna emir verdi.

“Babam Şahin karaosmanoğlu’nun yirmi yaşına şu anki bilgi ve aklı korunacak şekilde gençleşmesini istiyorum.”

“İsteğiniz emrimdir genç beyfendi. Abra kadabra” demesiyle Cin’in lambasından sarı yeşil bir toz yükseldi ve Sahin’in yaşlı bedenini sarmaya başladı.

“İşe …işe yarıyor. Hissediyorum. Her yerim, tüm kaslarım ağrıyor. Güçle.. doluyor.”

“Baba…baba iyimisin?” sesinde korku ile çocuk. Göz gözü tozdan görmüyordu.

“E…eevet …evet iyiyim. Çok iyiyim hem de.”

Tozlar yok olmaya yüz tuttuğunda Çağrı babasını göremiyordu. Yerine yirmilik bir delikanlı babasının lime lime olmuş kıyafetlerini giyiyordu. Harun bile gözlerini az önce yaşlı olan adamdan alamıyordu.

“Nasıl hissediyorsun baba?”

“İyi iyi. Sorun yokmuş gibi gözüküyor. Sanırım cin doğru söylemiş. Bir yan etki yok gibi.” Adam bunları söylerken biraz öksürmeye başladı fakat eliyle iyi olduğunu gösteren bir hareket yaptı. Değişim sürecinde silahını elinden bırakmamıştı. Şimdi ise omzundaki muhafazasına koymuş rahat rahat hareket ediyordu.

“Ben bunu söylemedim. Bir insan seksen yaşından yirmi yaşına dönerse tabi ki yan etkileri olur. En azından kıyafetlerin mesela sana uymuyor artık. Bu hala bir yan etki.”

“Doğru bilge cin, ama şu anda bizim için önemsiz.” dedi Harun.

“İkinci dileğinize geçebiliriz. Ne istiyorsunuz bakalım genç adam. Uçan bir at mı? Ya da denizin altında yirmibin fersah yapabilen bir denizaltı mı?”

“Biraz babamın soluklanması lazım yüce cin. Biraz bekleyebilir miyiz?” Bu sırada arka tarafta şimdi gençleşmiş adam öksürük nöbetindeydi. Çağrı babasının yanında çömelmiş yardım ediyordu. Yanlarında daha önce olan korumaların birinin ölüsü yanlarında boylu boyunca serilmiş hareketsiz yatıyordu. Aniden ayağa kalktı ve cine döndü.

“Ne isteyeceğimi biliyorum cin.”dedi Çağrı.

“Dile bakalım genç efendi, şan mı şöhret mi? Para mı dileyeceksin?”

“Tüm askerlerimizin bilinçleri temizlenmiş bir şekilde yeniden yaşayarak evlerinde uyanmalarını istiyorum cin.”

Babası şahin hala öksürürken hayır anlamında ona kafa salıyordu. Ama öksürük nöbeti yerde kıvranan adama ne kadar genç olursa olsun çok da bir hareket seçeneği tanımıyordu.

Cin lambasından biraz ileri hareket etti ve Çağrı’ya yaklaştı. Genç adamın yanında yukarı doğru havalandı. Altındaki o mavi akış şimdi çok daha iyi seçiliyordu. Katı zannedilen yüzü tozdan ve dumandan oluşmuştu. Sanki bir ateşin sonundaki duman surete bürünmüş onlarla konuşuyordu.

“Niye böyle birşey istedin?” diye sordu sakince.

Harun “Hey dileğini sorgusuz yerine getirmen gerekmez mi? Masallarda hiç böyle yazılmamıştı.” dedi.

“Masallarda bazı ayrıntıları atlamışlar diyelim efendi. Bazen saatlerce konuşup dileklerini detaylandıranlar olur. Özellikle saray falan istiyorlarsa. E doğal olarak masallarda insanlar saatlerce oda dekoru dinlemek istemezler. O yüzden anlatımdan çıkarılmaları çok da garip sayılmaz. Öte yandan birşeyi gerçekleştirebilmem için benim de dileği düzgün şekilde anlamam lazım.”

“Ama masalların bir çoğu zaten yanlış anlamadan doğan olayları anlatıyor. Dileklerde hep bir sıkıntı doğuyor gibi.”

“E onlardan iyi hikaye oluyor da ondan. Yoksa her şeyin yolunda gittiği birinin zengin, genç veya sağlıklı olduğu durumları kim dinlemek ister ki? Bir şeylerin ters gitmesi lazım ki hikaye olsun. Yoksa müşteri memnuniyet oranımız gayet yüksek. Evet her neyse Çağrı Efendi niye böyle birşey diledin?”

“Ölmeleri gerekmiyordu. Babamı anlıyorum ama hepsi birer insandı. Geride kalanları vardı.”

Cin biraz geri çekildi ve Çağrı’yı süzdü.

“Bu çok asil bir istek genç efendi. Bazı kısıtlamalar var ama sanırım yapabilirim. Babanın yapılarına verdiği zarar çok büyük değil. Hepsini kendi istedikleri yerlere gönderemem çünkü bunu bilemem, ama uzaklara gönderebilirim.”

“Yap o zaman Cin, dileğim budur.”

Tekrar lambadan büyük bir akış oldu ve mağrayı mavi bir bulut doldurdu. Bulut öbeklere ayrılarak mağara tabanındaki cesetlere dağıldı ve onları kapladı. Bulutlar yavaşça havaya kalktı. Artık havada mavi gaz tabutlar içinde duran bedenler vardı. Birkaç saniye sonra tabutlar ışık oklarına dönüştü. Mağara duvarlarına doğru bir lazer gibi fırlamaya başkadılar. Ama hiçbiri duvara çarpmıyordu direk ışığa dönmüş bedenler mağradan geçip yok oluyorlardı.

“Bir iki dakkika içerisinde emrin yerine getirilmiş olacak genç efendi.” dedi Cin.

“Çok teşekkür ederim efendim.”

“Benim için size hizmet etmek bir zevkdi.”

“Aptal, seni aptal! Hakkını bunun için mi harcadın?”

Şahin öksürmeyi kestiğinde ilk söylediği şeyler bunlardı. Etraftan bulduğu bir kaç elbiseye üstüne geçirmişti. Çağrı’nın yanına yaklaştı. Şimdi oğlundan çok daha genç gözüküyordu. Üstündeki gömlek ona şimdi dar geliyordu ve önünü açmak zorunda kalmıştı. Mağraya girerkenki temiz ve düzgün giyimli halinden eser kalmamıştı.

“Evet baba, ölmeleri gerekmiyordu. Şansımız varken hatamızı bize zararı olmayacak şekilde düzelttim. Şimdi vicdanımız temizken, her şeye sahip olabiliriz.”

“Senin bu aptallığın ve odak eksikliğinle yüz tane hakkımız olsa bile birşey yapamayız. Harun! sen niye engel olmadın oğluma? Gidip hayatının en önemli üç isteğinden birini böyle gerizekalıca harcamasına nasıl izin verdin?”

Beyaz şapkasıyla terleyen yorgun adam yakındaki bir kayanın üstüne oturmuştu. Kıyafetinin kirlenmesi önemsemiyordu. Ayaklarını genişçe açmış dirseklerini dizlerini dayamış dinleniyordu. Mağradaki sıcak ve nem içinde nefes alması bile zor olmasına rağmen yine de soruya cevap verdi.

“Açıkcası benim için ilginçti. Ne olacak diye merak ettim. Gençleştirmeyi bir derece biz de yapıyoruz ama ölü bedenleri kaldırmak ve ışınlamak mümkün mü diye merak ettim. Ayrıca sizin aile arasındaki olaylarınıza karışmamayı yıllar önce öğrenmiştim.”

“Saçmalık. Her şeyin istisnası vardır. Sen de gördüğüm en zeki adam olmana rağmen bazen çok aptallaşabiliyorsun. Ya da pısırıklaşabiliyorsun mu demeliydim? Yine şu koca mağrada tek işe yarar adam ben kaldım demek ki.”

Hızlı ve umursamaz adımlarla cinin çıktığı mezara doğru gitti ve lambayı eline aldı. Sinirli şekilde ovaladı.

Cin şimdi ona dönmüştü.

“Dile benden ne dilersen ey genç efendi.” dedi her zamanki sakin tonuyla. Sakin olmasına rağmen dumandan ve parçalardan oluşan büyük ağzı genişçe açılmış, ses mağranın duvarlarından yankılanmıştı. Şahin olduğu yerden ayaklarını yerde açtı ve yeni alıştığı gür ve canlı ses tonuyla konuştu;

“Sonsuza kadar yaşamak istiyorum.”

“Sonsuz olmasa da çok uzun yaşamanı sağlayabilirim.”dedi Cin.

“Ne biçim bir cinsin be! Her neyse ,yap işte.”

“İsteğinizi benim için emirdir.” diyip Cin biraz havada başını eğer gibi yaptı. Çıkan bulutlar tekrar genç adamın etrafını sarmaya başladı. Genç Şahin artık etrafını saran bulutlardan hiç korkmuyordu. Mucizeye alışmıştı.

Harun ve Çağrı durup beklediler. Genç şahin bulutlardan kendinden emin bir şekilde çıktı.

“Vücudun kendini yüksek derecede yenileyecek ve uzun süre yaşayacaksın.” dedi Cin

“İşte bu …yıllardır aradığım şey.” Şahin vücuduna bakıyor, eklemlerini inceliyordu. Kaslarını hareket ettiriyor ve orasını burasını çekiştiriyordu. Daha önce hissetmediği bir güç derisinin altından dolaşıyordu.

“Böyle birşeyin varlığından haberim olsaydı çocuk bile yapmayabilirdim. Her şeyi kendim yapabiliyorken varislere ne ihtiyacımız olur ki öyle değil mi Harun?”

“Ben hiç o yola girmedim Şahin. Sanırım bu durumda akıllı olan ben oluyorum.”dedi gülerek.

Harun oturduğu köşeden tüm olanları merakla izliyordu. Hatta telefonunu açmış, biraz da kayıt almıştı. Cinin bu durumu umursadığını düşünmüyordu. Fakat mağra moğolistanın ortasında bir yerlerdeydi. Videoyu dünyaya göndermek için biraz beklemesi gerekecekti.

“Dinle beni Cin, ikinci dileğim olarak dünyaya sonsuza kadar hükmetmek istiyorum.”

“Bunu yapamam.” dedi Cin “Bazı kurallar ve kısıtlamalar var. Sence bunu dileyen ilk kişi sen olabilir misin?”

Cağrı babasının yüzündeki memnuniyetsizliği okudu. Ortam gerilmeden önce hep bu yüz ifadesini takınırdı. Ama insanları okumakta çok da yetenekli olmayan Harun Şahin konuşamadan araya girdi.

“Evet dünyayı şu anda biri yönetmediğine göre haksız sayılmaz. Ama sonsuza kadar yaşayan insanlar da yok.” dedi Harun.

“Ya da olmadığını zannediyorsunuz sayın alim.”dedi Cin.

Bu da Şahin’i ikna etmişe benzemiyordu. Sinirden yüzünün kızardığı, yeni genç kaslarının gerildiği belli oluyordu. Elini kaldırıp parmağını cine doğru salladı.

“Ne demek yapamam! Sen cinsin. Yapacaksın! Görevin bu.”

“Aslında hayır. Bu çok büyük bir değişim getireceği ve olasılıkları kilitleyeceği için bu bizim tarafımızdan kabul edilebilir bir dilek değil.”

“Vay be Şahin ölüyü bile dirilten adamın sonunda sınırına ulaştın. Tebrikler.” dedi Harun keyifli bir şekilde gülerek.

“Yap dedim. Bunun için geldim buraya. Beni dünyanın hakimi yap!” sinirden köpürdüğü belli oluyordu. Silahını kabzasından çıkarmış iç güdüsel olarak cine doğrultmuştu.

“Belki başka bir şekilde istemelisin.” dedi Harun

“Veya başka bir şey.” diye tamamladı Çağrı kısık sesiyle.

“Hayır dünyanın hakimi olmak istiyorum. Ama değişik şekilde sormak iyi fikir Harun, bu yararsız oğlan gibi değilsin.”

Cine tekrar döndü ve konuşmaya başladı.

“Benim sahip olacağım dünyamda rakibim olmasın istiyorum, herkesi benden korksun ve saygı duysun. En büyük ben olayım.”

“Efendi bu dileğini yerine getirirsem entropiyi bozmuş olacağım. Bu sebeple hayır yapmayacağız.”dedi Cin.

“Entropi kimin umrunda, Denge kimin umrunda ha. Lambayı ovan benim, karar benim.”

“O zaman anlatayım efendi de kendin karar ver. Lambayı ovarak evet değerli evimizin entropisini azaltmış oldun. Bunun karşılığında da biz sekiz boyutta yaşayan mahlukatlar yüzyıllardır olduğu gibi antik antlaşma gereği dileğini yerine getiriyoruz. Biz ki, siz bize artık “uzaylı” diyorsunuz, sizin boyutunuzda az bir alan kaplıyor olabiliriz ama kendi boyutumuzda dev bir dünyayız. Gelişmiş teknolojilerimiz sayesinde genelde isteklerinizi gerçekleştirmek çok kolay. Eskiden tabi insanlar “çok zengin olayım” “çok uzun yaşayayım” gibi basit şeyler isterlerdi, sınır koymamıza pek gerek olmuyordu. Masallardaki uçan halı dediğiniz şey uçan nanobotlardan başka birşey değil. Ya da saniyeler içerisinde saraylar inşa etmek, elementleri birbirine çevirmek, insanların genlerini düzeltmek veya kırılamaz pürüzsüz kılıçlar yapmak bizim için basit uğraşlar. Hatta şu anda bile sizinle iletişim kurmak için bu nanbot dediğiniz küçük bulutsu robotlardan kullanıyor ve “cin” dediğiniz varlığı oluşturuyoruz. Yoksa bizim gibi sekiz boyutlu bir varlığı görmeniz imkansız olurdu. Evren artık bilim adamlarınızın bildiği gibi sonlu ve bir sona erecek. Entropisi giderek artarak hiç bir şey yapılamadığı termodinamik bir eşitliğe gelecek. Mutlak sıkıcı son. Bizim dinimiz bu yüzden entropi karşıtı yapılan hareketlere çok önem veriyor. Siz insanların da bilmeyerek yaptıkları bu ovma işlemi karşsında size minettar kalıyoruz ve bizim için ufak bir şey sunuyoruz. Sizin masallarınızda ve tarihin akışını mutlak sıkıcılıktan kurtarmak için insanların dileklerini yüzyıllardır gerçekleştirdik. Bağdatlı fakir bir hırsızın toz pembe hayallerini gerçekleştirmek bizi mutlu ediyordu. Fakat savaşlar, mutlak güç ve yıkım toplam entropiyi artıracak şeylerdir. Bu sebeple sizin isteğinizi karşılayamayız.”

Şahin kendisine söylenen hiçbir şeyi dinlememişti. Gözü dönmüş bir şekilde Cin’e bağırdı.

“YAP DEDİM!”

Cin bu aç gözlü adamla göz göze geldi. Hiç memnun gözükmüyordu.

“Dileğin benim için emirdir efendi”

Tekrar bildik bulutlar Şahin’in etrafını sarmaya başlamıştı. Bu sefer adamın acı içinde bulutun içinde sesleri gelmeye başladı.

“Yar…yardım…et….Çağrı….ben…” sonrasında havadaki kelimeler anlaşılmayan hayvani seslere dönüştü. Mavi bulut babasının olduğu terk ettiğinde Çağrı geride bir şeyin mağradaki su birikintisine daldığını gördü. Suyun içerisinde ön ayaklarıyla kendini iten bir amfibyan yaratık karanlığa doğru suda yol aldı. Geriye bir tane yumruk büyüklüğünde çamur ve balçığa bulanmış birşey bırakmıştı. Harun Şahin’inin duruduğu yerde ondan geriye kalan paçavralarından birini aldı. Geride kalan şeyi elleriyle sildi.

Çağrı yerde yatmış kaybolan babasına ağlarken Harun sadece şaşkınlık ve merak içindeydi.

“Elmas, elmas bu. Ama niye?”

“Son sanatçı dokunuşu diyelim. Biraz yeni haline alışması zaman alacak ama kendine geldiğinde o yaratık değişik dehlizlerden suya kavuşacak ve bir sürü yerden sudan çıkacak. Modifiye ciğerleri ile yarım saatten fazla dışarıda kalamaz ama insan kanı içmek karadaki zamanını altı saate çıkarabilir. E tabi insanların ona gelmesi için de bir motivasyonları olması lazım. Kertenkeleler gibi dışkısını kristalize yapsa ve bunu pazarlayabilise işi kolaylaşır diye düşündüm. Adamın da eski işi antlaşmalar ve pazarlık olunca böyle uygun gördüm. Çok uzun yaşayacak ,öldürülemeyecek bir efsane daha. Yarı semender adam ve elmasları.”

“Bunu bilerek yaptın yani! Hani dezavantajı yoktu seçimlerimizin?” ağlayan gözlerle yarı kulağıyla dinlemiş olan Cağrı Cin’e bağırdı.

“İstediği oldu. Kendi küçük kirli su birikintisinde rakibi yok ve kendi dünyasının tek hakimi. Kandırılmış sayılmaz. Fırsatı varken bencillikten dönmeliydi. Elimizi zorladı biz de mecbur kaldık. Onun istediği gibi bu işin olmayacağını söylemiştik.” dedi Cin.

Çağrı babasından kalan paçavraları toparlamaya geri döndün. Birkaç kez suya bakıp karanlık sularda yitip giden yaratığı aradı.

“Peki ya bu semender kısmı?”diye sordu Harun.

“Minator nasıl oldu zannediyorsunuz? Birileri illa boğa kadar güçlü olmak istiyordu. Ayrıca kültür olarak iyi bir hikayaye bayılırız. Sonuçta kültürel entropiyi yenmenin en iyi yolu masallardır.”

Cin son birkaç dakikadır biraz daha büyümüştü. Artık mağranın tavanına sığmayacak hale gelmişti

“Peki ya sen alim. Senin bir isteğin yok mu?”

“Son gördüklerimden sonra mı? Hayır kalsın”

Cin yavaşça ona doğru süzüldü.Harun’u yakın mesafeden gözleriyle süzdü.

“Kendine alim diyorsun, okumuş diyorsun ama tam bir entropi kafirisin. Önüne bir şeyi değiştirme fırsatı sunuluyor ama bunu geri çeviriyorsun. O ilk hekim gibi olsaydın belki sen de çağının hastalıklarının çaresini öğrenmek isterdin. Belki de işinin ehli bir demici olsaydın Titanyumdan on kat dayanıklı metal üretmenin kolay yollarını bilmek isterdin. Ya da demokratik sistemlerinizi geliştirecek kural ve kaidelerin yazıldığı bir kitap sana bahşedebilirdim. Ya da bizim bile bilmediğimiz soruları ölümden sonra yaşam var mıyı bize niye sormadın?

“Son yüzyılda bir lambada kapalı kalmış bir yaratıktan felsefe dersi alacak değilim. Benim hayatım benim seçimlerimden oluşur. Başkasının seçimelerinden sorumlu değilim. Bir şey istemiyorum diye suçlu olamama herhalde.”

“Evet doğru ama bu yüzden senin gibilere dilek hakkı tanımayız. Sen daha faydalı olmak için yaşamını bile uzatmak istemedin, korktun. Bencilce davrandın. İnsanlığın yararına adım atabilecekken kendine ve isteklerine ket vurdun. Sizin gibi hayal gücü ve meraktan yoksun insanlar ancak etropi denizinde boğulmayı hak ederler. Seni tek bir sebeple bağışlıyorum; git ve burada gördüklerini anlat. Hayal ile gerçekliğin o karışık delirten ezgisini meraklı aç gözlü kulaklara fısılda. Kendi hikayende bir karakter olamadın bari bu masalda bir ulak ol, derleyen ol. Şimdi yıkıl karşımdan sahte alim! Masallarda bizi anlatmaya mahkumsun!”

Birden Cin’in altındaki mavi duman akışı hiddetlendi ve bir kısmı Harun’un kafasını sardı. Kulağından içeriye garip tozlar girmeye başladı. Harun yolunu bu gaz bulutunda bulmaya ve hiddet ile büyüyen Cin’in yanından kaçmaya çalışırken tökezledi. Panik içinde ayağa kaltığında gözleri açık bir trans halinde bir sürü şey sayıklıyordu. Burada gördüklerini bir bir kendi kendine anlatıyor ve tekrarlıyordu. Kulakları büyüyerek garipleşti ve mavileşti.

Ağlamakta bir hal olmuş Çağrı ancak kendine geliyordu. Sayıklayarak yere kapanmış Harun ile Cin’in arasına daldı ve lambaya hızlıca uzandı. Lambayı kabaca okşadı.

“Babamı eski haline getirmeni istiyorum. Dileğim bu!” dedi Çağrı bağırarak.

“Bunu yapabilirim genç efendi ama gerçekten bunu yapmak istiyormusun iyi düşün.”dedi Cin karşısında ağlamaktan bithap düşmüş genç adama. Bulut şeklindeki bedeni ona doğru yaklaştı ve küçüldü. Akışkan bulut kısmı az önceki dalgalı çağlayan halinden daha dingin ve sakin bir duruma döndü.

“Baban kötü bir adamdı. Megolomandı. Dünyaya yarardan çok acı ve keder getirdi. Sen ki babanın gölgesinde bir şekilde düzgün büyüyen bir fidansın. Şimdi babanı geri getirirsen o geriye kalan iki dilek hakkıyla ne yapacak?”

Cağrı çok hızlı cevap vermedi. Cin ile göz göze gelmiyordu. Sorunun cevabını etraflıca düşündüğü belliydi.

“Silah üretim işindeyiz. Muhtemelen çok iyi bir silah yapmanı isteyecek ve sonra rakiplerini sonsuza kadar batırmayı deneyecektir. Tekel olmak isteyecektir.”

“Çok doğru genç efendi. Babanı çok iyi tanıyorsun. Peki son bir soru daha. Sen hiç silah tacirlerinden çıkma iyi bir silahın dünyayı daha iyiye götürdüğünü gördün mü?”

“Hayır efendim. Görmedim.”

Gerçeklik Çağrı’nın üstüne karabasan gibi çökmüştü. Babasını görebileceği ve işlerin iyiye gittiği bir ortak gelecek yoktu. Ne yaparsan yapsın yaşlı hırslı adam geri döndüğü an elindeki güç ile insanlara acı ve dert getirecekti. Kalbini sıkıştıran doğruyu hiçbir dilek değiştiremeyecekti.

Cin donup kalan, kederlenen Çağrı’ya yaklaştı ve onu kendine getirdi.

“O zaman miyop davranma. Durumu değerlendir ve hayal et. Dilek hakkını eskiye dönmek için değil ileriye gitmek için kullan. İnsan oğlu olduğunu hatırla. Lokman hekim ol, dağı eriten demirci ol, ilk otu merhem olarak kullanan kadın ol, insan ol. DEĞİŞTİR ve YARAT!” Cin son sözleriyle geri doğru süzülmüş ve adeta dini bir trans haline geçmişti.

“Düşünmem lazım…Bir sürü problemimiz var. Savaş, yoksulluk, açlık, adaletsizlik.Ama şu anda eğer çözemezsek hiçbirimizin bu masalın sonunu göremeyeceğimiz problem küresel ısınma. Bunu düzeltebilirimisin?”

Cin keyife gelmişti. Ona yaklaştı ve gülerek dedi ki.

“Düzeltebilirdim. Ama bu inançlarımıza ters olur. Küresel ısınma insanlığın yaptığın seçimlerin doğal bir sonucu. Eğer bunu ortadan kaldırırsak adaptasyonunu ve ilerlemesini durdurmuş oluruz. Problemin çözümü için uğraşan binlerce insanı boşa çıkar. Düz dünyacılar, küresel ısınmayı inkar edenler üste çıkarlar. İnsanlık karanlık bir bağnazlığa sürüklenir. Doğal dengeyi kötü yönde bozmuş oluruz.”

“Anlıyorum bir anlamda bunu da yapamam diyorsun. ”

“Hayır, diyorum ki yeniden düşün ve sor.”

“Ulu cin bana yardım et. Bize en azından biraz zaman kazandıramaz mısın? Durumu mantıklı bir şekilde yavaşlatsak. Mesela hala insanlar korksa ama bir yerden de atmosferden karbon çekebilsek hızlıca. Dileğim bunun gerçekleşmesi.”

Cin sırıttı.

“İşte bu asil bir dilek efendi. Çok fazla detaya girmediğin için biraz detay kısmını bana bıraktın diye düşünüyorum.”

“Lambayı ben ovmuş olabilirim ama lambanın efendisi, rüyaların gerçekleştiricisi sensin ulu cin” dedi Cağrı ayakta kendinden emin bir şekilde.

Cin zaten kabul ettiği bu emri yerine getirirken ona ne olacağını açıkladı;

“Genetik olarak dev bir kaplumbağa yaratacağım. Sizin bildiğiniz uzay boyutlarında genel olarak yaşamayacak yanlız ve ancak bazen belli zamanlarda insan oğluna görünecek. Bu kaplumbağanın kalın mı kalın kabuğu bir ada büyüklüğünde olacak ve onun üstünde bitkiler yeşerecek. Bunun yanında yumru büyüklüğünde elmaslar atmosferden yakalanan karbon ile filizlenecekler. Bu yaratık her boyutunuzu ziyaret ettiğinde atmosferden karbondioksiti tonlarca çekecek ve size en azından elli yıl kazandıracak. Göründüğünden aç gözlü mahlukatlar ondan faydalanmak isteyecek fakat eğer zamanında bu yüzen yaratığı terk edemezlerse sonsuza kadar diğer boyutlarda sıkışıp kalacaklar. Taki bir temiz ruhlu insanlar elmaslar yerine onları adadan almayı kabul etsin.”

“Tamam cin öyle olsun. Dileğim tasvirindir.”dedi Cağrı.

“O zaman gerçeklik değişsin, dönüşsün dilekler gerçeğe. Abra Kadabra!!!”

Bir sarı bulut çıkışı oldu ve suya doğru gitti. Bulutun suyun oradaki bir yaratığın etrafını sardığın gördü. Küçük bir amfibik yaratık gözlerinin önünde şekil değiştiriyordu.

“Bu kadar mı?”

“Her şeye biraz küçükten başlamak lazım. Merak etme birkaç haftaya söz verdiğim gibi dev gibi olacak”.

Bilgi yüklemesinden ve ufak kozmetik değişiminden kendine gelmiş Harun bile bir kayanın arkasına saklanmış merakla onları izliyordu.

“Seninle çalışmak güzeldi Çağrı efendi. Son dileğinde olsa seçiminin hakkını verenlerdesin. İnsanlık senle gurur duysun, adın yüzyıllarca masallarda yaşasın. Şimdi bizim için dünyanın başka bir kısmına gitme zamanı. Şu külüstür uzay gemisini başka diyarlara uçuracağız. Hoşçakal.”

Cin’i oluşturan bulut lambanın içine geri çekilirken Çağrı hala önünde oluşan mucizeyi izlemekten gözünü alamamıştı. Acı, umut ve şaşkınlığı aynı anda yaşıyordu. Son anda tutulmuş dilini açıp bir soru sorabildi.

“Hep böyle mi yapıyorsun.Yani biri dilek dilediğinde bu kadar dolaylı mı oluyor her şey?”

Cin Lambanın içine doğru yok olurken sesi sanki artık uzaklardan yankıyla geliyordu. Gülerek şöyle dedi.

“Yapma zorunda değilim. Ama yapabiliyorken niye sıkıcısını yapayım öyle değil mi? Ne diyebilirim ki şu Masal olayına bayılıyoruz!”

Oy kullanabilmek için giriş yapmalısın. Eğer üyeliğin yoksa buradan kayıt olabilirsin.

Hızlı Yazı Geri Bildirim Tablosu

İkonların üstüne getirerek anlamlarına bakabilir,tıklayarak geri bildirimde bulunabilirsiniz.Ayrıntılı açıklama için "Sembol Kütüphanesine" başvurun.Verilen puanlar geri alınamamaktadır.

  • Hikaye Temposu Düşük
    Hikaye Temposu Düşük
  • Yavaşla Biraz Dostum!
    Yavaşla Biraz Dostum!
  • Anlaşılması/Takip Etmesi Zor
    Anlaşılması/Takip Etmesi Zor
  • Hikaye fikir için fazla kısa
    Hikaye fikir için fazla kısa
  • Hikaye fikir için fazla uzun
    Hikaye fikir için fazla uzun
  • Tam zamanında!
    Tam zamanında!
  • Mantık hataları ve Tutarsızlıklar
    Mantık hataları ve Tutarsızlıklar
  • Detay Eksikliği
    Detay Eksikliği
  • Detay Fazlalığı
    Detay Fazlalığı
  • Güzel Ayrıntılar
    Güzel Ayrıntılar
  • Güzel fikir ama uygulama daha iyi olabilir!
    Güzel fikir ama uygulama daha iyi olabilir!
  • Ortalam fikir ama iyi uygulama!
    Ortalam fikir ama iyi uygulama!
  • Bıçak gibi keskin uygulama
    Bıçak gibi keskin uygulama
  • İyi dilbilgisi ve imla kullanım.
    İyi dilbilgisi ve imla kullanım.
  • Komik!
    Komik!
  • Güçlü Sembolizim
    Güçlü Sembolizim
  • Kör gözüne parmak
    Kör gözüne parmak
  • Gönderme Bağımlısı
    Gönderme Bağımlısı
  • Sağlam Kökler
    Sağlam Kökler
  • Zamansız
    Zamansız
  • Teknoloji Açıklama Kitapçığı
    Teknoloji Açıklama Kitapçığı
  • Derin ve Canlı Karakterler
    Derin ve Canlı Karakterler
  • Tek Boyutlu karakterler
    Tek Boyutlu karakterler
  • Stereotip Karakterler
    Stereotip Karakterler
  • Seçilmiş Kişi Sendromu
    Seçilmiş Kişi Sendromu
  • Karakterin motivasyonu/hareketleri/arka hikayesi uyumsuz
    Karakterin motivasyonu/hareketleri/arka hikayesi uyumsuz
  • Hikaye Sıkıcı ve Sıradan
    Hikaye Sıkıcı ve Sıradan
  • İlham verici
    İlham verici
  • Taze Fikir!
    Taze Fikir!
  • Sürükleyici!
    Sürükleyici!
  • Mükemmel bir Yolculuk
    Mükemmel bir Yolculuk
  • Fazla Düz Anlatım!
    Fazla Düz Anlatım!
  • Yaşanabilir Atmosfer!
    Yaşanabilir Atmosfer!
  • Bu Gezegende Yaşam Yok!
    Bu Gezegende Yaşam Yok!
  • Enteresan Burgular/Ayak oyunları
    Enteresan Burgular/Ayak oyunları
  • Fazla Tahmin Edilebilir
    Fazla Tahmin Edilebilir
  • Seri Üretim
    Seri Üretim
  • Tanrının Eli!  Deus Ex Machina
    Tanrının Eli! Deus Ex Machina
  • Umut Vadediyor
    Umut Vadediyor
  • Başyapıt!
    Başyapıt!
  • Kötü Fikir
    Kötü Fikir
  • Yakıt/Fikir Az
    Yakıt/Fikir Az

Yorum Yaz

Email adresin yayınlanmayacak.Required fields are marked *

Kullanabileceğin <abbr title="HyperText Markup Language">HTML</abbr> kodları: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.