Ziyaret

Sabah aceleyle evden çıktığımda, hafif sisin de etkisiyle yanlış yolda yürüdüğümü fark etmem birkaç dakikamı aldı. Otobüs durağı karşıma çıkmadı, trafik her zamankinden daha sakin akıyordu, sanki apartmanlar daha seyrek ve az katlıydı. Aslında yeni de taşınmış sayılmazdım ancak yolu karıştırdığım fikri ağır bastı, aşina olmadığım manzaranın çok da üzerinde durmadan evime geri döndüm, hazır geri dönmüşken unuttuğum kahvaltılıkları aldım. Evden tekrar çıktığımda kolaylıkla otobüs durağına ulaştım, işe gitmekten ibaret her zamanki hayatıma geri döndüm.
Raporlar, alışverişler, gece filmleri ve ekran kaydırmalarıyla geçen günlük hayat rutinleri tam da kaybolduğum sabahın anısını silmek üzereydi. Ancak başka bir sabah yine evden çıktığımda, otobüs durağı her zamanki yerinde yoktu. Sakin ve seyrek yerleşimli sokakta bulmuştum kendimi. Gene yolu karıştırmış olabileceğimden şüphelenerek, yoluma devam ettim. Her zamanki durak yerinde olmasa bile başka bir otobüs durağı bularak işe gitme fikri ağır bastı. Ufukta, yerleşimlerin bittiği noktada, kıvrımlı bir dağ yükseliyordu. O anda, beni işe götürecek bir otobüs durağı bulma çabasının tamamen yersiz olduğunu anladım. İşe geç kalmanın getirdiği gerginlik tamamen kayboldu, yıllardır hissetmediğim bir heyecana kapıldım. Bütün sorumluluklarımı arkada bırakarak bu yeni, beklenmedik şehrin derinliklerine doğru yürümeye başladım.
İlerledikçe, apartmanlar yükseldi ve sıklaştı. Şehrin daha kalabalık ve canlı bölgelerinde olmalıydım, ufuktaki dağ manzarası iyice belirginleşmişti. Nedense hiç kaybolmadan, en kısa yoldan çarşıya gelmeyi başarmıştım. Sıra sıra dükkanları gördüm, beklenmedik bir yakınlık hissettiğim fırına girmeyi tercih ettim. Yoğun şekilde beni saran taze ekmek kokusu, isten sararmış karolar, el yazısı tabelalar, mat tepsiler ve hatta tezgâhın arkasında duran simalar…Adeta yaşadığım gerçeklik, çocukluk anılarımla bütünleşmiş gibiydi. Kredi kartımı çıkardım, en taze görünen ekmeği işaret ettim. Tezgahtaki adam şaşkınlıkla, “Ama dükkanlarda kart geçmez” dedi. Bol sıfırlı fiyatlara aldırmadan cüzdanımı çıkarmaya çalıştığım anda yer sallanmaya başladı. Refleks sayılabilecek kadar hızlı şekilde kendimi dışarıya attım. Depremler, anılarımı bir katman daha derinleştirdi, çocukken yaşadığım şehirde çok fazla deprem olurdu. Uzun sürmeyen sarsıntılar bitti, ancak yaşanılan kolektif şok ve korkudan dolayı, alışverişe devam etme şansım kalmamıştı. Panik içinde koşuşturan, birbirlerine seslenen ve hiçbirinin elinde telefon olmayan insanların arasından süzüldüm. Çok şiddetli olmasa da depremin sokaklara ve insanlara getirdiği gerginlik; bu gerçekliği şüpheli, zamanda kaybolmuş şehirde daha fazla dolanmamı engelleyerek beni dönüş yoluna sevk etti. Aşina olduğum sokakları hızlıca yürüdüm, şehrin seyrekleşmeye başladığı yerden itibaren yürüdükçe, ufuktaki dağ silüeti kaybolmaya başladı. Şimdiki zamana geri döndüğümü, otobüs durağını görünce anladım,
hava kararmaya başlamıştı. Yorgunluğun da etkisiyle hemen evime döndüm. Ayakkabılarımı bile çıkarmadan yatağıma uzandım.
Hiçbir rüya görmeden uyandım. Ayakkabılarım tozluydu ve kıyafetlerime ekmek kokusu sinmişti. Dünkü yolculuğumun gerçek olduğu hissi garip bir rahatlama yarattı. Çok oyalanmadan tekrar evden çıktım. Kavşaktan itibaren sis başlıyordu, kendimi yaşadığım zaman ve gerçekliği sorgulayacak kadar güçlü hissetmedim. Sisi arkamda bırakarak açık yoldaki durağa doğru yürüdüm. İşyerine adım attığım anda, gerçek dünyada kalmakla yaptığım hata iliklerime kadar işledi. Memnuniyetsiz yüzler çevremi sardı, bütün mesaim dün neden gelmediğimi açıklamak ve üzerime kalan işleri yetiştirmeye çalışmakla geçti. Uzamış ekran süresinin ardından, gece karanlığında eve döndüm.
Ertesi gün evden çıktığımda, kavşakta gene sis başlıyordu. Açık yoldaki durağa doğru yürürsem, beni yetiştirilmesi gereken raporlar ve donuk suratlardan başka hiçbir şeyin beklemediğine emindim. Birkaç saniyelik bir tereddütten sonra, sisin içlerine doğru yürümeye başladım. Dağ silüetini gördüğüm anda, gerçek dünyada geride bıraktıklarıma dair bütün tedirginliklerim bir anda buharlaştı. Heyecanlı ve ürkek adımlarla ilerledim, çok zaman kaybetmeden kendimi şehir merkezinde buldum.
İnsanlar sakin, her şey yerli yerinde görünüyordu. Şahit olduğum deprem, kalıcı bir hasar bırakmamıştı. Fırının önünden geçtim, tam içeriye girmeyi düşünürken, sıralanmış diğer dükkanlar ilgimi çekti. Kırtasiyeci, berber, küçük market; hepsi adeta anılarımdaki donmuş ve silikleşmiş haliyle karşımdaydı. Biraz daha zorlasam, simaları bile hatırlayabilirdim. Kendime garip bir huzur veren, benliğimi çepeçevre saran aşinalık hisleriyle şehir merkezi boyunca amaçsızca dolandım. Tam da yorulmaya başlamışken, yoğun duygular beni esir aldı. Kırmızı çatılı, zarif balkonlu, üç katlı ev uzaktan görünüyordu. Yaklaştım, doğduğum evin çevresinde dolaştım. Artık boyumun rahatlıkla yetiştiği bahçe kapısının mandalını kaldırdım, girişe yöneldim. Zile bastım, herhangi bir cevap gelmesini beklerken gene sarsıntılar başladı. Bahçe kapısı şiddetli bir şekilde demirlere vuruyor; ağaçlar, direkler sallanıyordu. Kapıdan uzaklaşıp sokağa doğru istemsizce yürüdüm. Önüme birkaç kiremit düştü. Evlerinden inip sokağı dolduran insanların, telaşlı ve gergin yüzlerini gördükçe; geri dönüş zamanımın geldiğini anladım.

Telefonum ardı ardına çalmaya başladığında, gri, sıkışık ve yüksek apartmanlar dört bir yanımı sarmıştı. Gelen aramalar, beni pek de iç açıcı bir manzaranın beklemediğini düşündürerek işe gitmekten vaz geçirdi. Hava henüz kararmadan evime dönmeye cesaret edemedim. Amaçsızca gri apartmanların arasında dolaştım, gelen telefonlara aldırış etmeksizin bir parkta oturdum. Eve dönünce, yatmaktan başka bir çarem yoktu ve deliksiz bir uykunun ardından gene sabah oldu.
Evden çıktığım zaman; işyerinden gelen ısrarlı aramalar tekrar başlamıştı. Bunun iyi bir işaret olmadığını anlayarak, açık yolu ve durağı arkamda bıraktım, sislere yöneldim. Camları kırılmış, duvarları çatlamış seyrek evleri geçip merkeze ulaştım, sokaklar önceki ziyaretlerimden daha sakin, yüz ifadeleri daha durgun, hatta gergindi. Doğduğum evin sokağına geldim, devrilmiş direkler ve yerdeki kırık kiremitler son depremin bıraktığı hasara dair fikir veriyordu. Bahçe kapısını dahi açmaya cesaret edemedim, rasgele yürümeye devam ettim. Bir okul zili duydum, aşinalık duygusu ansızın benliğimi sardı. Bahçesi siyah önlüklü öğrencilerle dolu sarı okul binası, fotoğraflardaki netliğinde tekrar karşımdaydı. Öğrenci olmadığım halde, dikkat çekmeden bahçeye doğru süzüldüm.
Onu gördüğümde, kalbim yerinden çıkacak kadar hızlı atıyordu. Kendinden çok daha iri çocukların arasında, heyecanla konuşuyordu. “Art arda gelen depremler, sadece kıtaların tektonik hareketleriyle açıklanamaz. Fay hatlarında ani şekilde biriken yükü, birkaç anormal durum tetiklemiş olmalı.” Uzun boylu çocuk gülerek, “uzaylılar mı yoksa” dedi. Ancak benim düşüncelerimi, benim kelimelerim ve neredeyse kendi sesimle anlatan çocuk, dalgacı bakışlara aldanmadan devam etti. “Uzay zamanın doğasını bozan her anomali, fay hatlarında birikim yapar. Kendi zamanına ait olmayan bir ziyaretçi, bunun sebebi olabilir. Zaman ve mekânın doğasına ait olmayan her karşılaşma, her temas faylardaki yükü iyice artırır…”
“Temasın boyut ve yoğunluğunun artması, şiddeti derinleştirir” Çocuk, kendi çocukluğum, sözlerini bitirmeden göz göze geldik. İlk bakışta beni tanımış, her şeyin farkına varmıştı. Ansiklopediler ve bilimkurgu hikayelerinden yola çıkarak öne sürdüğü teorisinin kanıtlandığını görmek, onu coşkulandırdı.
“Evren” diye seslendim, bugün ya da dün de olsa içinde yaşadığımız tek gerçeklik. Evren, onun adı. Evren, benim adım. Seslendiğimi duydu, ne diyeceğini bilemez halde bana baktı. Bizi neyin beklediğini biliyorduk. Her şey sallanmaya başladı. O yerinden kıpırdamadı. Ben koşmaya başladım. Önüme camlar, tuğlalar düştü, ağaçlar devrildi, atölyeler alev aldı. Yıkılan binaları, çığlık atan insanları geride bıraktım. Sadece arkama bakmadan koştum, ait olmadığım zamana dair hatırladığım son şey is kokusuydu.
Bugüne döndüm. Yoğun duygular yerini anlamsız bir boşluğa bıraktı. İstemsizce telefonuma baktım, herhangi bir arama yoktu, ancak sevimsiz ifadelerle başlayan bir mesaj gözüme çarptı. Artık işim de kalmamıştı. Eve girmeden önce, her şeyin başladığı durağa oturdum. Yolun karşısındaki sis tamamen kaybolmuştu. Muhtemelen artık kaçıp gideceğim bir geçmiş de kalmamış, bütün çocukluğum enkaz altına gömülmüş ve uzay zamanın soğuk ve karanlık katmanları arasında kaybolmuştu.
Otobüsler art arda geçti. Bundan sonra neler yapacağıma, nasıl yaşayacağıma, hayatıma nasıl anlam vereceğime dair düşünceler eşliğinde, yavaş yavaş bastıran geceyi geçirmek için eve doğru yöneldim.
Kapıya geldiğim anda, çok şiddetli sarsıntılar başladı, istemsizce kendime açıklığa doğru savurdum. Çevremdeki her bina saniyeler içinde çöktü, zeminle birleşti. Gürültü bitince ayağa kalktım, üzerimdeki tozları silkeledim. Dört bir yanımı kaplayan moloz yığınları ve tozların arasında, en ufak bir çığlık sesi dahi yoktu.
Artık evim yoktu, çevremde yaşayan hiçbir insan kalmamıştı. Yarın gideceğim bir işim yoktu. Şimdiki zamanım da parçalanmış betonlar ve demirlerin altına gömülmüş, gri tozların oluşturduğu sislerle kaplanmıştı. Geçmişim beklenmedik şekilde karşıma çıkmış; ancak benim meraklı bakışlarım, dokunuşlarım ve seslenmelerime daha fazla dayanamayarak şiddetli biçimde çökmüş ve ait olduğu hiçliğe gömülmüştü.
Eğer hala şimdi diye bir şey varsa, geriye sadece Evren kalmıştı. Zamandan ve mekândan bağımsız, içine düştüğümüz varoluşun kendisi, Evren. Düne ve bugüne dair geriye sadece ben kalmıştım, Evren.
Hızlı Yazı Geri Bildirim Tablosu
İkonların üstüne getirerek anlamlarına bakabilir,tıklayarak geri bildirimde bulunabilirsiniz.Ayrıntılı açıklama için "Sembol Kütüphanesine" başvurun.Verilen puanlar geri alınamamaktadır.
Hikaye Temposu Düşük
Yavaşla Biraz Dostum!
Anlaşılması/Takip Etmesi Zor
Hikaye fikir için fazla kısa
Hikaye fikir için fazla uzun
Tam zamanında!
Mantık hataları ve Tutarsızlıklar
Detay Eksikliği
Detay Fazlalığı
Güzel Ayrıntılar
Güzel fikir ama uygulama daha iyi olabilir!
Ortalam fikir ama iyi uygulama!
Bıçak gibi keskin uygulama
İyi dilbilgisi ve imla kullanım.
Komik!
Güçlü Sembolizim
Kör gözüne parmak
Gönderme Bağımlısı
Sağlam Kökler
Zamansız
Teknoloji Açıklama Kitapçığı
Derin ve Canlı Karakterler
Tek Boyutlu karakterler
Stereotip Karakterler
Seçilmiş Kişi Sendromu
Karakterin motivasyonu/hareketleri/arka hikayesi uyumsuz
Hikaye Sıkıcı ve Sıradan
İlham verici
Taze Fikir!
Sürükleyici!
Mükemmel bir Yolculuk
Fazla Düz Anlatım!
Yaşanabilir Atmosfer!
Bu Gezegende Yaşam Yok!
Enteresan Burgular/Ayak oyunları
Fazla Tahmin Edilebilir
Seri Üretim
Tanrının Eli! Deus Ex Machina
Umut Vadediyor
Başyapıt!
Kötü Fikir
Yakıt/Fikir Az